9 Nisan 2013 Salı

Gemici gömleği...

Aksaya,
Beyaz gömlek.
Gemici gömleği (vareuse).
Yakası, kol ağzı ve eteği işlemeli bir çeşit beyaz ceket.
Köynek, Yakasız gömlek.
Yakasız uzun kollu erkek gömleğine, Mintan denir.
Şömizye, Yakası erkek gömleğini andıran uzun kollu manşetli kadın bluzu.
Gemilerde çalışan serdümen, usta gemici, gemici, miço, yağcı, ateşçi, kömürcü, aşçı gibi mürettebat aynı biçimde elbise giyerler. Aralarında sınıf farklılıkları sağ kollarının pazusundaki işaretlerle anlaşılır. 

Elbiseler : 
Koyu lacivert şayaktan gemici gömleği ve yine aynı kumaştan pantolondur. Gömleklerinin yakaları üzerine takılacak paletlerin kenarlarında bir buçuk milimetre kalınlığında yan yana üç sıra kırmızı yün şerit bulunur. 
Paletler lacivert renktedir. Ayrıca gömlek yakalarına kumaştan siyah boyun bağı takılır. Yazın aynı şekilde beyaz kumaştan elbise giyerler.

Japonyada, gemici kıyafeti veya gemici fuku ortaokul ve liselerdeki kız öğrenciler tarafından giyilen bir üniformadır. Gemici fuku eski öğrenciler tarafından giyilir. Birde Japonlarda gemici fukusu uniforma olarak fetiş malzeme olarak kullanılır. Gemici fukusu Prusya ordu üniformalarından esinlenerek yapılmıştır. Japonya'da ortaokul ve liseye giden erkek öğrencilerin giydiği siyah renkli üniformalara Gakuran denilir.

Osmanlılarda "Tercüman" anlamında kullanılan sözcük ...

Dragoman (Fr. dragoman),

Dilmaç,
Tercüman,
Çevirmen, 
Turcimanno (İtalyanca), Drogman, tercüman.
Osmanlılarda Tercüman anlamında kullanılan sözcük.
Dragomen sınıfı veya tercüman.
Bir işverenin sözcülüğünü yapan, onun aracısı olan kişi.
Osmanlılarda yabancı dillerden tercüme yapanlara verilen ad.
Osmanlı Devletinde resmi tercüman. 
Uluslararası ilişkilerde görevli Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlık topluluklarından oluşan tercüman. Bu tercümanlar Tanzimat dönemine kadar devlet memuru olarak çalışmışlardır.

Genellikle Osmanlı imparatorluğunda yerleşmiş Hristiyan, Rum, Ermeni tabiyetinden vatandaşlar dragoman olarak çalışırlarmış. Bu grup İstanbulda o zamanlar İstanbulun en güzel banliyösi olan Pera semtinde yaşarlarmış. Farklı büyükelçiliklerde çalışırlarmış. Daha ziyade Venedikliler ve büyükelçilerin torunları bu işi yaparlarmış. Yabancılar ve Türkler arasındaki tüm ilişkilerde görev yapmışlardır. Dragomanların bir tesisi veya sermayesi olmayıp  altı, yedi lisanda tercüme yapabilmekteymişler. 

Tercüman veya d
ragoman kelimesinin kökeni Süryanilerde-Aramilerde Meturgaman kelimesinden gelmektedir. Ragamu süryanicede konuşmak ve Rigmu kelimeside sözcük anlamındadır. Meturgaman kelimesi İtalyancaya turcimanno, Fransızcaya turchement , İngilizceye dragoman-drogman olarak geçmiştir. Türkçeyede tercüman olarak geçmiştir.

Kelimenin kökeni ve Osmanlıcadaki anlamı; 
Tercüman.
Targoman (Arapça), Trucheman, Turcimanno(Fr.), Torsimani, Trujaman,
Dragoymanos(Grek), Dragomanno(Fransızca).

Denizcilikte, mataforaları çevirmek ya da istenilen doğrultuda tutabilmek için kullanılan donanım...

Vento,
Denizcilikte, mataforaları çevirmek ya da istenilen doğrultuda tutabilmek için kullanılan donanım.
 
 














Bumbaları ve mataforaları bir taraftan diğer tarafa dirisa edebilmek ve sabit tutabilmek için cundalarından alınan halatlar. Bu halatlar gerekirse palangalara da bağlanır. Askıdaki filikanın sallanmasını engelleyen kol ile trenti kancası arasındaki pelikan kancalı bosa.

Baş Metafora-Forward guy; filika mataforası ile yan mataforaların döndürülmesinde kullanılan donanımların baş tarafta bulunanıdır. 

Gemi vasıtalarını denize indirmek veya almak için kullanılan uç kısımlarına palanga donatılmış dikmelere Metafora denir. Teknelerde veya sahilde filika veya botların asılabilmesi için uçlarında palanga bulunan aygıt.


6 Nisan 2013 Cumartesi

"Lekecilik" de denilen soyut resim akımı ...

Taşizm, ( Fr. tachisme).

Lekecilik, (Fransızca tache, leke).
Taşizm de denilen soyut resim anlayışı..
Lekecilik de denilen soyut resim akımı.
Resim sanatında, düzensiz biçimli renk lekeleri ve damlaları kullanarak çalışan sanatçıların akımı.

Doğa biçimlerini değil, boya biçimlerini değerlendiren ve boya vuruşundan doğan görüntünün, insanın iç coşkusunu anlatmaya yeter olduğuna inanan soyut resim anlayışı, taşizm. 

Taşizm (Tochisme), Doğa biçimlerini değil, boya biçimlerini değerlendiren ve boya vuruşundan doğan görüntünün, insanın iç coşkusunu anlatmaya yeter olduğuna inanan soyut resim anlayışıdır. 

Ressamın resim bezi ya da kağıdı üzerine düşünmeden boya serperek oluşturduğu lekelerin etkisine dayanan resim anlayışıdır. Kübizme tepki olarak doğmuştur. Ani fırça darbeleri ile adını aşıyan leke ve damlalarla özdeşleşmiştir.

Leke sözcüğü ilk kez 1950’ de Fransız Sanat yazarı Michel Seughor tarafından kullanılmıştır. Seughor leke olarak sürrealist otamotizmden doğan ve expresyonizmin soyuta yönelmiş olan anlayışına demektedir. Fransa'da, Tochisme yani Lekecilik denilen resim üslubunu temsil eden Vasarely, Dewasne, Dyrolle ve Viggo Mortense' dır. Taşist anlayışı  Amerika'da Mark Tobey (1890) ilk olarak başlatmıştır. Tuvalin bütün yüzeyine bütün renkli unsurları bir merkeze bağlamadan yayarak resim çalışmalarını yürütmüştür. 

Türk soyut resim sanatının öncülerinden Mübin Orhon (1924-1981) dur. Zeki Faik İzer çalışmalarıyla taşizm-lekecilik akımının Türkiye'deki en önemli ismi olmuştur. 
Taşist ressamlara örnekler;

Alberto Burri (1915-1995),
Antoni Tapies(1923), Asger Jorn(1914-1973), Atlan (1913),

Bernard Girard, Bram van Velde (1895-1981), Bülent Yavuz Yılmaz (Türk),
Camille Bryen (1902-1977),
Daniel Pujola, Dewasne, Dyrolle,
Georges Mathieu(1921), 
Henri Goetz, Hons Hortung (1904),
Jackson Pollock (1912-1956), Jean Dubuffet, Jean Miotte (1926), 
Karel Appel (1921-2006), Korl Otto Goetz - Alm.(1914),

Maria Helena Vieira da Silva(1908-1992), Mark Tobey (ABD), Michel Seughor,  
Monessier (1911), Mübin Orhon (Türk),
Nuri Odabaşı, Nüzhet İslimyeli,
Orhan Peker-Türk (d. 1927 - ö. 1978),Otto Wolfgang Schulze (Alm.),
Paul Riopeiie,
Sam Francis (1923-1994), Serge Poliakoff (1900-1969), Singier,
Vasarely, Viggo Mortense,
Zao Wou Ki (1921)(Japon), Zeki Faik İzer (Türk).

3 Nisan 2013 Çarşamba

Keçi, koyun bağırsağına pirinç ya da bulgur doldurularak yapılan bir çeşit yemek ..

Mumbar, (Farsça Bumbar)
Bumbar,( Fr. Colon),
Bağırsak. 
Dolma yapılan ince bağırsak.
Sığır, koyun, keçi vb. hayvanların kalın bağırsağı. 
Kalın bağırsağa, kıyma, ciğer, pirinç, soğan doldurarak yapılan bir çeşit yemek.
Keçi, koyun bağırsağına pirinç ya da bulgur doldurularak yapılan bir çeşit yemek.
Koyun ve benzeri gibi hayvanların kalın bağırsağı.
İçine kıyma, pirinç vs. doldurulmuş bağırsakla yapılan bir cins yemek.

Bumbar Dolması;

Bir kapta iki su bardağı pirinç, bir yemek kaşığı nane, bir yemek kaşığı biber salçası, isteğe bağlı miktarda pulbiber, karabiber ve tuzu iyice karıştırarak dolgu malzemesini hazırlayın. Kıyma veya kuşabaşı et istenirse kullanılabilir. Karışım homojen olarak iyice karıştırılır.
Bumbar (koyun ince barsağı) önceden temizlenerek marine edilmelidir. Bumbarı temizledikten sonra doğranmış soğan ve dövülmüş kişniş ile iyice ovularak 3-5 saat bekletin. Başka bir kap içinde marine edilmiş bumbarları tuzlu suda ters yüz ederek iyice temizleyin ve bumbarların içine hazırladığımız dolgu harcını doldurun. Bumbarların dış yüzeyini tekrar tuzlu suyla yıkayın. Doldurulmuş bumbarlar bekletilir. Başka bir kapta, bir yemek kaşığı tuz ve tereyağına ilave olarak iki yemek kaşığı naneyi ekleyin ve karışıma beş su bardağı su katın. Bu malzemeleri iyice karıştırın. Hazırladığınız bu karışım içine bumbar dolmasını yerleştirin. Tencerenin kapağını kapatın ve bir saat pişirin. Yemeğinizi sıcak servis yapmadan önce üzerine ince kıyılmış maydanoz serpin. Yanına  dilimlenmiş  domates koyun. Acı biber turşusu ile afiyetle yemeğinizi yiyiniz. Ama yemeğin esaslezzetli olan kısmı suyudur.

Translate